14 Ekim 2011

Gönlün yüzüne görüne canan, gecelerde...



Ey dide nedir uyku, gel uyan gecelerde
Kevkeblerin et seyrini, seyran gecelerde

Bak heyet-i âlemde, bu hikmetleri seyret
Bul Saniini, ol ana hayran gecelerde

Çün gündüz olursun nice ağyar ile gafil
Koy gafleti dildârdan uyan gecelerde

Âşıklar uyumaz gece, sen hem uyuma kim
Gönlün yüzüne görüne canan, gecelerde

Gafletle uyumak ne reva abd-i hakire
Şefkatle nida eyleye Rahman gecelerde

Cümle geceyi uyuma, Kayyum’ı seversen
Ta hayy olasın Hayy ile ey can gecelerde

Dil, Beyt-i Huda’dır, anı pak eyle sivâdan
Kasrına nüzul eyler o Sultan, gecelerde

Az ye, az uyu, hayretle var fâni ol andan
Bul can-ı beka ol ana mihman gecelerde

Allah için ol halka mukarin, gece gündüz
Ey Hakkı, nihan aşk oduna yan gecelerde

Erzurumlu İbrahim HAKKI

13 Ekim 2011

“Aşk olsun Efendim!!”



Tasavvufta şöyle güzel bir adet varmış:

Dervişin biri, yine bir dervişler topluluğu içerisine gelip, selam vererek oturduktan sonra, topluluk gelen dervişe
“Merhaba!!” yerine
“Aşk olsun!!” dermiş… 
Derviş de “Aşkınız cemal olsun efendim!!” diye mukabele edermiş…
Bu sefer topluluk “Cemaliniz nur olsun!! dediğinde,
derviş “Nurunuz ayn olsun!!” dermiş ve böylece selamlaşma bitermiş…. 

Tasavvufta aşk o derece içselleştirilmiş, o derece özümsenmiş ki…. Selamlaşma bile aşk üzerine kurulmuş…

Alıntı

Bekle dost kapısın sadık dost isen...


Gönül çalamazsan aşkın sazını
Ne perdeye dokun ne teli incit.
Eğer çekemezsen gülün nazını
Ne dikene dokun ne gülü incit.
Bülbülü dinle ki gelesin coşa
Karganın namesi gider mi hoşa
Meyvesiz ağacı sallama boşa
Ne yaprağını dök ne dalı incit.
Bekle dost kapısın sadık dost isen
Gönüller tamir et ehli dil isen
Sevda sahrasında Mecnun değilsen
Ne Leyla’yı çağır ne çölü incit.
Rızaya razı ol Hakk’a kailsen
Ara bul mürşidi müşkülde isen
Hakikat şehrine yolcu değilsen
Ne yolcuyu eğle ne yolu incit.
Gel haktan ayrılma Hakk’ı seversen
Nefsini ıslah et er oğlu ersen
Hüdaî incinir inciden versen
Ne kimseden incin ne eli incit.

Aşık Hüdayî (1940-2001)

EY OĞUL!!!


Hâce Abdülhâlik Gücdevânî’den k.s. oğlu şahsında bizlere de buyuruyor ki:

 “Ey oğ...ul! Bütün hallerinde ilim edeb ve takva üzere ol. Güzel şarkı ve türkü sözlerini dinlemeye fazla kapılma; ruhun kararır, kalbinde günah tohumları yeşerir. Ancak her güzel sesi ve sözü de inkâra kalkma. Az ye, az konuş, az uyu. Helâl ye, helâlden kazan. Bunun için bütün gücünü sarfet. Şüpheli şeylerden de elini çekmeye çalış ki, huzur bulasın. Kâmil mürşidlere malın ve canınla hizmet et. Onların her halini aklınla değerlendirmeye kalkma. Onları asla kınama. Allah dostlarıyla uğraşanlar felah bulmaz.  Ne yaparsan yap, işlerinde halis niyetli ol. Dua ederken samimi olarak yalvar. Dilinin istediğini kalbin de istesin. Zikrullah ile arkadaş ol. Allahu Teâlâ’nın sana yakınlığını hisset ve Allah ile huzur bul. Mürşidlerin işi, müridi nurlu nazar ve nezaret altında tutup, nefis ve şeytan düşmanlarının şerrinden muhafaza etmektir. Mürşide yapılan rabıta, kalbi boş işlerden toplamak içindir. Mürşidin müride teveccühü, onun üzerine ilahi rahmet, inayet ve muhabbeti çekerek kalbini kuvvetlendirmek, bedenini harekete geçirmek ve ibadete sevk etmektir....

 

Ey fâni sevgili



Ey fâni sevgili!

Sana yüklediğim mânâları sakın ola senmişsin gibi düşünme, inan ki aldanırsın..

Sen o anlamlarla sadece zâhirde varsın, sen gönül dünyama yansıyandan ayrısın..

Ben seviyorsam sen bahanesin, asıl sevdiğim Hakk’tır (C.C) unutmayasın…

Dostun az ayrılığının azlığı yoktur...


Bilesin ki;

İnsanın kalbi, Arş-ı Rahman'ın örneğidir. Kalbe bağlı zuhurlar, arşa bağlı zuhurlar gibidir.

Aynı şekilde, Beytüllah'tan dahi, insanda alamet vardır.
Bu büyük devletin sahipleri asaleten Nebi ve Resullerdir. Bu büyüklere uyma ve veraset yolu ile ümmetlerinden bazıları dahi onunla müşerref olurlar. Amma, kendisi için nasip olunan kimse ise...
Bu devlet, enbiyanın ashabında, enbiyanın sohbeti bereketi ile pek ziyade ve pek çoktur.

Ashabın zamanından sonra, bu nimetle şereflenmek azaldı. O kadar ki, aradan uzun asırlar geçtikten sonra, tabi olma ve veraset yolu ile bir kimse onunla müşerref olur ise, büyük bir ganimettir; kibrit-i ahmerdir. Bu şahıs dahi, as-hab-ı kiram zümresine dahildir. Allah onlardan razı olsun. Sabikun zümresinden sayılır.

Bu muammayı bundan ziyade nasıl açayım? Bu rumuzlar dışında ondan ne miktar şerh edeyim?

Sübhan Allah'ın fazlı ile bu devlet zuhura geldikten sonra; daha önceki makamların tümü hiçlik bulur. Onlardan yana ne nam kalır; ne de şan. ister kalb nisbeti olsun; isterse başkası. Nehrullah gelince... Nehr-i İsa battal olur.
Bu devletin sahipleri, sırat-ı müstakim üzeredirler. Ki sırat-ı müstakim, matlubun vusulü hizasındadır. O kimse ki, bu sırattan kayıp sağa sola geçmiştir; onun vusulü, zıllardan bir zılla olur. İsterse, zılalde dahi, mertebeler değişik olsun; yine de hepsi zilliyet damgasını almıştır.

Bir şiir:

Dostun az ayrılığının azlığı yoktur;
Göze gelen kıl yarım dahi olsa çoktur...

12 Ekim 2011

Allahü Teâlâ, sizi, beğendiği işleri yapmaya kavuştursun!



Allahü Teâlâ, sizi, beğendiği işleri yapmaya kavuştursun! İnsana önce îtikatını, îmanını düzeltmek lâzımdır. Bundan sonra, sâlih, yarar işleri yapmak lâzımdır. İbâdetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allahü teâlâya en çok yaklaştıran yarar şey, namazdır. Peygamberimiz, (Namaz dînin direğidir. Namaz kılan kimse, dînini kuvvetlendirir. Namaz kılmayan, elbette dînini yıkar) buyurdu. Namazı doğru dürüst kılmakla şereflenen bir kimse, çirkin kötü şeyler yapmaktan korunmuş olur. Ankebût sûresinin kırkbeşinci âyetinde meâlen, (Doğru kılınan namaz, insanı fahşâdan ve münkerden herhâlde uzaklaştırır) buyuruldu. İnsanı kötülüklerden uzaklaştırmayan bir namaz, doğru namaz değildir. Görünüşte namazdır. Bununla berâber, doğrusunu yapıncaya kadar, görünüşü yapmayı elden bırakmamalıdır.

Büyüklerimiz, (Bir şeyin hepsi yapılamazsa, hepsini de elden kaçırmamalıdır) buyurdu. Sonsuz ihsân sahibi olan Rabbimiz, görünüşü hakîkat olarak kabûl edebilir. 

Namazları cemaat ile ve huşû' ve hudû' ile kılmalıdır. Çünkü, insanı dünyada ve âhırette felaketlerden, sıkıntılardan kurtaracak ancak namazdır. Mü'minûn sûresi başındaki âyet-i kerimede meâlen, (Müminler herhâlde kurtulacaktır. Onlar, namazlarını huşû' ile kılanlardır) buyuruldu. Tehlike, korku bulunan yerde yapılan ibâdetin kıymeti kat kat daha çok olur. Düşman saldırdığı zaman, askerin ufak bir iş görmesi, pekçok kıymetli olur.

KORKU VE ÜMİT!!!

                                                
Başta şunu söylemek iyi olur. Arif insan için iki kanat vardır. Biri korku, diğeri ümit. Bir kuşun zayıf kanadı diğerine tesir ettiği gibi, arifin de bu iki halinden biri zayıflarsa yol alamaz. İmanı tekamül etmez.

Hal ve makam da, bir insandaki ümit ve korku gibidir. Şu da var ki: Her halin ve mekânın korku ve ümitleri kendilerine göredir. Şunu da diyelim ki, her makamın kendine has halleri vardır. Bazı derecenin korkusu, bazısının da ümit fazlalığı vardır. Şu da var ki. Arif bunları bilemez. O yakınlık derecesine kavuşmuştur. Arzusu yalnız Mevlâsıdır (CC). Dua, ümid, korku; bunlar onun için bir şey ifade etmez. Yalnız Hakk’la (CC) olur. O’ndan (CC) gayrini sevemez, başkası ile ünsiyet edemez. Duasının kabulü, ahdinin yerine gelmesi onun için bir şey ifade etmez. “Bu hal benim şanıma layık değildir. Benim işim böyle olmalıdır, şöyle olmalıdır”, gibi sözler onu alakadar etmez. Daha doğrusu o böyle şeylerle uğraşmaz.

Burada iki şey meydana çıkar. Bunun biri, dua kabul olduğu, istek yerine geldiği takdirde, bazı sebepler yüzünden edep ve terbiye yolları unutulur. Diğeri ise, şirk koşma gibi bir hal zuhur eder. Bu da insan için bir çeşit mekir gibi olur… İşte bunlar için de, duanın kabul edilmeyişi yerinde tefsir edilmelidir. Çünkü, zahirde Peygamberlerden (AS) başka nefse uymayacak ve günah işlemekten masum yoktur. Bütün Peygamberler (AS), bilhassa bizim Peygamberimiz (SAV), O’na salat ve selam olsun…

Eğer bir arifin duası her zaman makbul olsa, kendine gurur gelmesi muhtemeldir. Bunu bir adet haline getirebilir. Emre imtisalen değil de keyfine göre hareket etme yolunu seçebilir.

Yukarıda belirtilen zararlardan daha fenası, şirk yolunun tutulması ihtimali vardır. Şirk ise her halde fenadır. Hangi makama ererse ersin, bir arif ancak emir dahilinde iş yapmaya mecburdur. Bilhassa namaza, oruca ve diğer farz ibadetlere dikkat etmek yerinde olur. Peygambere (SAV) ittibaen nafile ibadete devam edilmesi iyidir. Duaların da bu zamanlarda yapılması lâzımdır.

7 Ekim 2011

SEN OLMAYINCA




Bir dane var gönlümde: Yağmur istemez, güneş istemez, hava istemez, toprak istemez.. Sürmez serpilmez, sen olmayınca, sen olmayınca…

Bir sır var gönlümde nâm istemez, şân istemez, söz istemez, saz istemez, açılmaz saçılmaz sen olmayınca, sen olmayınca…

(Samiha Ayverdi)